"Çocukları anlamak, kedileri anlamak gibidir."



Bruno Munari (1907 – 1998) ismi ile 2011 yılında Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’nı ilk ziyaretimde tanışmıştım. Hepsi birer tasarım ve illüstrasyon harikası olan oyunlu kitaplarına bayılmıştım. Aradan geçen zamanda maalesef hiçbir kitabı Türkçe yayınlanamadı. Sadece Gianni Rodari’nin “Bir Telefonluk Masallar”ındaki illüstrasyolarından hatırlayabilirsiniz. Picasso tarafından “Yeni Leonardo” olarak tanımlanan Munari gelmiş geçmiş en ilham verici tasarımcılardan biri olarak kabul ediliyor.

Ayrıca mucit, yazar, eğitimci, şair, ressam, tasarımcı, heykeltıraş, mimar kimliklerini de tek vücutta barındıran bir isim. 1966 yılında yazdığı “Design as Art” (Sanat Olarak Tasarım) adındaki kült kitabında çocuk kitapları üzerine bir makaleye de yer ayırmış. Bu makale, aradan geçen 60 senede çocuk kitaplarının algılanışında meydana gelen değişiklikleri göstermekle beraber çok doğru ve hâlâ geçerli tespitler de barındırıyor. Çocuk kitapları ile ilgilenenlerin hoşuna gideceğini düşündüğüm için makalenin küçük bir kısmını kendi çevirimle paylaşıyorum:


Çocukları tanımak, kedileri tanımak gibidir. Kedileri sevmeyen biri, çocukları da sevemez ve onları anlayamaz. Sık sık, çocukları çeşitli bebekçe sesler çıkararak, komik yüz ifadeleri takınarak sevmeye çalışan insanlara rastlarız. Çocuklar bu kişilere genellikle şaşkınlık ve ciddiyetle bakarlar. Sanki, “onca sene boşa gitmiş, hiçbir şey anlamamışsın” der gibidirler. Çocuklar, onların kendilerinden ne istediğini anlamazlar ve oyunlarına geri dönerler. Basit ama ciddi oyunlarına kendilerini tamamen kaptırırlar.

Bir çocuğun (veya kedinin) dünyasına girmek için bir köşeye oturmalı ve onu bölmeden izlemelisiniz. Ta ki sizi fark edene kadar. O zaman çocuk sizinle iletişime geçer ve siz (seneleri boşa geçmemiş) bir erişkin olarak, zekânızla onun ihtiyaçlarını ve ilgisini çözebilirsiniz. Çocuk bitmeyen merakıyla bir deneyimden öbürüne el yordamıyla geçerek çevresindeki hayatı tanımaya çalışmaktadır.

İki yaşında bir çocuk, çoktan bir hikâye kitabının resimleriyle ilgilenmeye başlamıştır. Kısa bir süre sonra hikâyenin kendisi de ilgisini çekecektir. Zaman içinde okumaya başlayacak, gittikçe daha karmaşık kitaplara geçecektir.

Çocuklar, daha önce bu konuda hiçbir deneyimleri olmadığı için kitaplarda geçen bazı olaylara anlam veremezler. Örneğin bir prens, (en az onun kadar kurgusal) bir prensese âşık olduğunda, bunun ne anlama geldiğini anlamayacaktır. Ama anlamış gibi yapar veya kıyafetlerin renginden hoşlanır, basılmış kitabın kokusunu sever ama derinden ilgili değildir. Çocukların ilgilenmediği diğer şeyler: lüks ve şık baskılar, pahalı kitaplar, karmaşık çizimler ve tamamlanmamış nesnelerdir.

Peki, kitap yayıncısı bu konuda ne düşünür? Kitapları satın alanların çocuklar olmadığını düşünür. Kitapları alanlar, ebeveynler ve diğer yetişkinlerdir. Onlar da çocukları eğlendirmesinden çok, kitabın gösterişine meraklıdırlar. Dolayısıyla kitap pahalı olmalıdır, gökkuşağının tüm renklerini barındırmalıdır vs. Çocuk farkı anlamayacaktır. Önemli olan iyi bir intiba bırakmaktır.

İyi bir çocuk kitabı, düzgün bir hikâyesi ve doğru dürüst illüstrasyonları olan, gösterişsizce basılmış bir kitaptır. Böyle bir kitap, yetişkinler arasında popüler olmasa da, çocuklar tarafından çok sevilecektir.

Bir de çocukları dehşete düşüren eden hikâyeler vardır. Örneğin, yemeğini yemeyen çocuğun gittikçe zayıflayıp minicik kaldığı vs. Almanya çıkışlı çok eğlendirici ve öğretici (!) kitaplar…

3 -9 yaş arasına hitap eden iyi bir çocuk kitabının basit bir hikâyesi ve tüm figürlerin tam olarak ayrıntılı bir şekilde çizildiği renkli illüstrasyonları olmalıdır. Çocuklar son derece dikkatlidirler ve genellikle büyüklerin fark etmediği şeyler, onların gözünden kaçmaz. Çeşitli kağıtlar kullanarak farklı olasılıkları denediğim bir kitabımda, sayfanın sağ alt köşesinde diğer sayfaya bakan bir kedi çizmiştim. Yetişkinlerin fark etmediği bu detayı çocuklar hiç atlamadı.

Hikâyeler, çocuk dünyasına uyacak şekilde basit olmalıdır. Bir elma, bir yavru kedi (Yavru hayvanları büyüklerine tercih ederler), güneş, ay, yaprak, karınca, kelebek, su, ateş, zaman… “Bu çok zor” diyeceksiniz. “Zaman soyut bir kavramdır”. Peki, denemek ister misiniz? Çocuğunuza aşağıdaki paragrafı okuyun ve bakın anlayacak mı?

Kalbin tik tok diye atar. Onu dinle. Elini kalbinin üstüne koy ve hisset. Kalp atışlarını say: bir, iki, üç, dört… 60 kez saydığında bir dakika geçmiş demektir. 60 dakika geçtiğinde bir saat olur. Bir saatte bir bitki bir milimetre uzar. 12 saatte güneş tepeye çıkar. 24 saat bir gün demektir. Bir günden sonra saat zamanı anlamamıza yetmez. Takvime bakmalıyız: Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar bir hafta eder. 4 hafta bir ay demektir. Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. 12 ay geçtiğinde bir sene olmuş olur. Ve kalbin hala tik tok çarpıyordur. Saniyeler ve dakikalardan oluşan bir yıl geçmiştir. Bir yıl içinde, dört mevsim vardır: ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. Zaman hiç durmaz…”

(Design As Art /Penguin Books / İngilizce çeviri: Patrick Creagh)


38 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör