Mac Barnett haklı mı?
- Sarıgaga

- 53 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Yakın zamanda Mac Barnett’in çocuk kitapları yazmak üzerine, yetişkinlere yönelik Make Believe (Little Brown) adlı deneme kitabını okudum. Kitap, çocuk edebiyatı dünyasında oldukça büyük yankı uyandırmıştı. Bunun nedeni ise kitabın tamamından, bağlamından koparılarak cımbızla seçilen tek bir cümlenin hafif bir infiale yol açması.
1950’lerin sonlarında yayımlanan Venture Science Fiction dergisinin bir sayısında Theodore Sturgeon’ın dile getirdiği görüşe — “Elbette, bilimkurgunun yüzde 90’ı zırvadır. Çünkü her şeyin yüzde 90’ı zırvadır” — atıfta bulunan Barnett sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Çocuk edebiyatının, bir bütün olarak edebiyata kıyasla biraz daha yüksek bir zırva oranından mustarip olduğuna dair içimde sürekli bir kuşku var. Bu yüzden Sturgeon Yasası’na kendi ekimi yapıyorum: Belki de çocuk kitaplarının yüzde 94,7’si zırvadır.”
Mac Barnett, ABD’nin çocuk ve gençlik edebiyatı alanında seçilen dokuzuncu Ulusal Elçisi. Eserleri 30’dan fazla dile çevrilmiş ve dünya çapında 7 milyondan fazla satmış bir yazar. Sihirli İplik, Gelecekten Gelen Kitap, Felaket İkili, Casus Çocuk ve Leo, Bir Hayalet Hikâyesi gibi kitapları Türkçede de yayımlandı.
Pandemi sırasında çocuklar için düzenli çevrim içi okuma saatleri düzenliyordu. O zaman da onu çok eğlenceli ve iyi bir yazar olarak düşünmüştüm. Seri kitapları okumadım ama Jon Klassen’la birlikte yaptığı resimli kitaplarını seviyorum.
Barnett, kitapta kullandığı “crud” (zırva, çöp) kelimesi nedeniyle ciddi biçimde eleştirildi. Kendisi de bu kelimeyi üzerinde fazla düşünmeden kullandığını, bugün olsa başka bir kelime tercih edeceğini söyleyerek özür diledi.

Doğrusu, kitabı okuduğumda Barnett’le hemfikir olmadığım pek bir şey bulamadım. Kitap, onun kendi deneyimlerine ve entelektüel birikimine dayanıyor. Anlatımı samimi ve akıcı. Bazı bölümleri oldukça komik. Örneğin, kitapları üçe ayırdığı “Üç Teyze” teorisi bence muhteşem.
Barnett özellikle didaktik çocuk kitaplarını; doğru dürüst bir hikâye anlatmadan öğüt vermelerini, çocuklara sürekli bir şey öğretmeye çalışmalarını eleştiriyor. Çocuk kitabı yazmanın basit ve kolay olduğunu söyleyenlere karşı da çok güzel bir cevabı var:
“Kötü çocuk kitabı yazmak kolay tabii.”
Kitaptan altını çizdiğim şu cümlelere kim itiraz edebilir?
"Çocuk kitabı yazarının öğretmek, teşvik etmek ya da açıklamak gibi bir zorunluluğu yoktur. Bizim görevimiz iyi hikâyeler anlatmak; dünyada insan olmanın ne anlama geldiğine dair gerçeği söylemektir. En iyi çocuk kitabı yazarları, bu gerçeği çocukların tanıyabileceği ve kendileri için sahici bulabileceği bir biçimde anlatırlar."
"Küçük çocukların yetişkinlere bağımlılığı neredeyse bütündür. Ama bir çocuğun hayal gücü, gerçek bir özerklik deneyimi yaşayabildiği sayılı alanlardan biridir. İyi bir çocuk kitabı bu özerk alana saygı duyar, hatta sınırlarını genişletebilir."
Kitabın tamamını buraya alıntılayamam ama şu bölümü özellikle paylaşmak istiyorum. Bence çocuk kitabı yazarlarının ve yazar olmak isteyenlerin not alması gereken bir bölüm. (Ben şahsen aldım.)
Çocuk kitabı yazarı, bir tren istasyonunda yolcular için keman çalan bir müzisyen gibidir; yolcuların hepsi başka bir yere gitmektedir. Bazıları şarkınızı fark etmeden yanınızdan geçip gider. Bazıları beklerken sizi dinler; müziğinizden keyif alır, sonra da yollarına devam ederler. Ama içlerinden bazıları, duydukları şeyi asla unutmaz. Trene bindikten, hatta varacakları yere ulaştıktan çok sonra bile, zaman zaman kendilerini o melodiyi mırıldanırken bulurlar.
“Bu ne şarkısıydı? Ben bunu nereden biliyorum?”
Müzisyen ise istasyonda kalır ve sürekli gelip geçen insanlar için çalmaya devam eder.
Bu denemeyi okurken Türkiye’deki çocuk kitapları dünyasını da sık sık düşündüm. Özellikle çocuk kitaplarının seçimindeki yetişkin otoritesini ve bu otoritenin, çoğu zaman nitelikli çocuk kitaplarının genç okurlara ulaşmasını nasıl engellediğini…
İçinde gökkuşağı olduğu için ya da belli hayvanlara yer verdiği için dışlanan kitapları düşündüm. Mutlaka bir öğreti, bir ders içermesi beklenen ve bu nedenle tercih edilen kitapları… Çocukların ne okuyacağına karar verirken onların hayal gücüne ve kendi dünyalarını kurma hakkına ne kadar alan bırakıyoruz?
Belki de Barnett’in tartışmaya açtığı asıl mesele tam da burada yatıyor.
Çocuk kitabı, çocuğa ne düşüneceğini söylemek zorunda değil. Bazen yalnızca iyi bir hikâye anlatmak, çocuğun hayal gücüne bir kapı açmak ve sonra kenara çekilmek yeterli.



Yorumlar