READ Festivali'nden Notlar

15 – 18 Eylül tarihleri arasında, bu yıl ikincisi Barcelona'da düzenlenen READ festivali'ne katılma şansım oldu. READ, eleştirel düşünceyi osdağına alan, muhalif, kurgu dışı yayıncıların bir araya geldiği bir buluşma. Sarıgaga, kurgu dışı değil ayrıca toplantılarda çocuk kitapları özelinde hiçbir başlık da yoktu ama katılmak istedim. Bu kararın iş anlamında hiçbir mantıklı tarafı yok. Ama dünyanın gidişatı hakkında yorumlar, fikirler, yeni politikalar duyma ihtiyacı hissettim. Her tarafımız savaş, soykırım, yolsuzluk vs. Bu şartlarda çocuk kitabı çıkarırken insan sık sık umutsuzluğa kapılabiliyor. Evet belki de READ’e biraz umut ışığı için gittim. Benim gibi düşünen yayıncılarla tanışmak, Sarıgaga’nın durduğu noktayı daha iyi tanımlamak için gittim. Çok da iyi yapmışım.

Öncelikle READ, hem çok profesyonelce işleyen bir kongre oldu hem de bildiğimiz konvansiyonel fuarlara göre çok samimiydi. Barcelona’nın merkezinde, birbirine yürüme mesafesinde çeşitli tarihi mekânlarda gerçekleşti Gündüz saatlerinde B2B yani diğer yayıncılarla ikili görüşmeler yapıldı. Öğleden itibaren çalışma gruplarında belli konular üzerine küçük tartışmalar düzenlendi. Ben aslında en çok bu etkinlikten keyif aldım. Gruplarda yayıncılarla tanışmak ve fikir alışverişi yapmak çok kıymetli oldu. Öğleden sonra ve akşamları ise alanlarında tanınmış konuşmacıların yer aldığı söyleşiler gerçekleşti.

Gün içinde Pati Maning adında, küçük bir avlusu olan, restore edilmiş eski bir manastırda vaktimiz geçiyordu. Kafeterya okul kafeteryası gibiydi. Solcu, yeni ve çok kaynağı olmayan bir kongreye göre son derece cömerttiler. Çay, kahve ve sandviçler ikramdı. Hiç böyle bir beklentimiz olmamasına rağmen her öğlen yemek ikramı yaptılar (Hatta avluda koca bir tavada paella sundular). Her daim yardımcı olmaya çalışan bir ekip vardı. Avluları zaten çok severim. İnsanları birbiriyle konuşmaya teşvik eden bir yapıları var bence. Akşamları gerçekleşen konuşmaların mekânı da enteresandı. Bir ara sokakta küçük bir meydan, Plaça de la Gardunya. Oturma alanı ve sahne hazırlanmıştı. Ama sokaktan geçen herhangi biri de durup dinleyebiliyordu. Bunun arkasındaki fikrin Barcelona halkını, şehri, bu kongreye katmak olduğunu sanıyorum. Zaten akşamki toplantılar herkese açıktı.

Toplantılarda tartışılan konulardan örnek vermem gerekirse; “Trumpçılığa Karşı Dergiler” başlığı altında, The Dial, Dissent, n+1, Spectre ve Phenomenal World, sağa kayan bir medya ekosisteminde sol görüşlü fikir dergilerinin nasıl ayakta tutulabileceğini tartıştı. “Savaştan Sınıra” toplantısında Blanca Garcés, Maurizio Lazzarato, Youssef Ouled, Avrupa’nın yeniden silahlanmasının kapitalist birikimin bir aşaması olarak ele alınması ve sınırın, zorlamanın ve kurumsal ırkçılığın bir cephesi hâline gelmesini ele aldılar. “Irk mı, Sınıf mı?” adlı söyleşide Houria Bouteldja, Cedric Johnson, Ainhoa Nadia Douhaibi, Arun Kundnani, sınıfsal sömürü ile ırksal baskı arasındaki ilişkiye dair birbiriyle uzlaştırılması güç üç farklı yaklaşım üzerine tartıştılar.
Benim heyecana beklediğim konuşmalardan biri,UCLA’de sosyoloji profesörü olan Marksist entelektüel Perry Anderson’ın konuşmasıydı. Gerçi onu önce, üniversitede sosyoloji dersinde “Hayali Cemaatler” (Imagined Community /Metis Yayınları) kitabını okuduğumuz Benedict Anderson ile karıştırmıştım ama o değil erkek kardeşiymiş. (Hafif utanç verici ama çok da yabancı değilmiş sonuçta). Perry Anderson, İngiliz Yeni Sol’u içerisindeki önemli simalardan biri olarak uzun yıllardır New Left Review’un editörlüğünü yürütüyor ve READ Convention’ın organizatörü olan Verso Yayınevi’nin kurulmasına da katkıda bulunmuş. Postmodernitenin Kökenleri (2002), Tarihten Siyasete Eleştiri Yazıları (2003), Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler (2004), Antikiteden Feodalizme Geçişler (2017) adlı kitapları da İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış.

Yeşil Sermayenin Enigması” adlı söyleşinin ünlü konuğu ise kapitalist ekonomideki şehirleşme ve kent üzerine birçok makale ve kitap yazan sosyal bilimci David Harvey idi. (“Asi Şehirler”, “Umut Mekânları”, “Sosyal Adalet ve Şehir” gibi kitapları Metis Yayınlarından çıktı).
“Petrol Sonrası” başlıklı söyleşide Jason Hickel ve Adam Hanieh ekonomik küçülme (degrowth) ile enerji üzerindeki mücadele ve küresel Güney’in enerji dönüşümündeki yeri üzerine tartıştılar. Jason Hickel’in de iki kitabı Metis yayınlarından çıkmış; “Bizi Ayıran Uçurum” ve “Çoğu Zarar Azı Karar”. Jason Hickel, enerji dönüşümü mitinin gerçek dışı olduğunu, fosil yakıtların her zamankinden daha fazla kullanıldığını ve “Yeşil Sömürgeciliğin”, Güney Küre’de Batılı devletler tarafından devam ettiğini sık sık vurguladı. Çözümün ise önce Güney Küre’de (Afrika, Güney Amerika, Orta Asya) tam bağımsızlığın kazanılmasıyla olabileceğini ekledi.

.
.
Elbette ki kongrenin en heyecanlı ve son oturumu “Filistin: Bir Özgürleşme Yöntemi” konuşmasıydı. Ilan Pappé, Rafeef Ziadah, Rima Hassan ve moderatör olarak da Natalia Ahmad Abu-Sharar katıldı. İsrailli tarihçi Ilan Pappé zaten uzun zamandır takip ettiğim, bilgisine, adanmışlığına, sükunetine hayran olduğum bir bilim insanı. Rafeef Ziadah’ın konuşmanın başlangıcında ona dönüp “Sana İsrailli tarihçi demekten hoşlanmıyorum, sen bizim yoldaşımızsın” demesi aslında konumunu açıklıyor. Kendisi en önemli antisiyonist tarihçi. Filistin tarihini, arşivlere, tarihi olgulara dayanarak yeniden yazan, her daim Filistinlilerin hakkını koruyan, bu yüzden ülkesini terk etmek zorunda kalmış bir insan. Güler yüzü, sakinliği, tane tane konuşması, mütevaziliğinin ardında muazzam bir güç, direnç ve kendine güven var. Ilan Pappé’nin de “Modern Ortadoğu” (İletişim Yay.), “Filistin – İsrail Meselesinin Kısa Tarihi” (Ketebe) gibi kitapları Türkçe’ye çevrildi. Rafeef Ziadah’ın Filistin üzerine kendi yazdığı bir şiir performansıyla sona eren söyleşi beklendiği gibi son derece yoğun, duygusal bir konuşmaydı.
Bu kadar konuşmadan ne anladın diye sorarsanız bence ortak fikir, sömürgeciliğin hâlâ farklı görünümlerde olsa da son sürat devam ettiği şeklindeydi. Yeşil politikalardan, Filistin meselesine, İran savaşına, mülteci akınlarına kadar her şeyin altından Batı’nın sömürgeci zihniyeti çıkıyor… ve tabii bu zihniyetin Ortadoğu’daki maşalarını unutmayalım.
Read Festivali, gerek katılımcıları gerek konuşmacıları gerek içeriği ile çok başarılı bir yayıncılık buluşması oldu. Doğrusu ben 2027 buluşmasını iple çekiyorum…
“





Yorumlar